Gerilim ve krizler eşliğinde savaşın senfonisi

Ortadoğu’da savaşın boyutları giderek daha derin bir hal almaya başladı. Savaşın bugün geldiği aşama emperyalistlerin savaş krizini derinleştirecek boyuttadır. 2010 yılından bu yana bölgede savaşa katılım gösteren emperyalizmin bölgesel uşakları bugün bu batağın kendilerini aştığının farkında. Öyle ki TC’nin Suriye’de girmiş olduğu batak, iç politikada kendini savaşın daha şiddetli bir hal alması ile gösterirken son olarak da Birleşik Arap Emirlikleri’nin gözbebeği konumundaki savaş gemisi 1 Ekim’de Yemen Hizbullahı tarafından batırıldı. Geminin vurulma videolarının yayınlanmasının ardından bir örgütün elinde böylesi bir füze sisteminin bulunması bölgede örgütlerin değil, devletlerin savaştığına işaret etti. Katamaran tipi savaş gemisini imha eden füzenin, savaş alanlarında daha önce görmediğimiz türden çok sofistike bir silah olduğu ilan edildi. Bilindiği kadarıyla bu füzeye bugün sahip olan tek ülke Rusya.

BAE’nin gemisinin batırılması sıradan bir olay değildir. Emperyalistlerin çekişmesine sahne olan Ortadoğu bugüne değin bölgede simetrik bir savaş planı ile icra ettirildi. Bölgede demokratik devrim krizinin bir sonucu olarak ortaya çıkan çelişkiler değerlendirilip emperyalizmin çıkarlarına göre şekillendirildi. Ukrayna’dan Ortadoğu’ya Şincan Özerk Bölgesine kadar uzanan asimetrik savaş planları, gelinen aşamada görevini tamamlayacak gibi görünüyor. Buna en net örnekse Suriye krizinde ortak olan ancak ortaklıkta anlaşamayan ülkelerin krizleri ve ilgili planı hayata geçirememeleridir.

Türkiye bu krizin başında gelirken Suudi Arabistan ve Katar ise petrol endeksleri kendi imtiyazları doğrultusunda düzenlenmediği için ABD’nin politikalarını mayınlayacak adımlar atıyor. Bu durumda ABD bölgede kendisinin doğrudan koordine edeceği paralı askerleri devreye sokmaya çalışsa da bu durum yine Türkiye’nin politikaları ile sekteye uğramıştır. Dolayısıyla da ABD’nin önünde ciddi olarak kalan tek seçenek doğrudan askeri çarpışma olmuştur.

Musul krizi ve DAİŞ

ABD’nin Suriye’deki iç savaşa doğrudan dahil olma çabası DAİŞ karşıtı koalisyon ile öne çıkmıştı. 64 devlet ve 3 uluslararası kuruluşa yapılan çağrı sonucunda koalisyonda uygulamada sadece Kanada, Fransa, Hollanda ve Birleşik Krallık yer almıştı. Adına her ne kadar DAİŞ karşıtı koalisyon denilse de bu projenin esas amacının Şam ve Lazkiye üzerine seyir füzeleri fırlatmak ve Suriye’yi bombalamak olduğu açıktı. NATO tarafından duyurulan bu proje, bugün DAİŞ’in işgali altındaki Musul için planlanıyor.

Bu projede esas olarak belirtilenlerin aksine Musul’un kurtuluşu değil işgalcisinin değiştirilmesi amaçlanıyor. Projenin bir örneği Cerablus’ta yaşandı. TC’nin Cerablus’a girmesi ile DAİŞ nasıl muhalif olarak adlandırıldıysa bugün Musul’da da aynı yapılarak DAİŞ kamuoyuna “sevimli” muhalifler olarak sunulacak.

ABD’nin bölgede mezhebe dayalı bir bölge yönetimi kuracağı aşikârdır. Irak doğrudan Sünnilerin yönetiminde bir bölge olarak öne çıkarılmak isteniyor. Bu kapsamda bölgede DAİŞ ile savaşan Şii milisler yok edilerek Rusya emperyalizminin kolunun koparılması planlanmaktadır. Bu politikaya en çok sevinen ise TC’dir. Erdoğan, Dubai merkezli Rotana Televizyonu’nda Musul kurtarıldıktan sonra kentin orada yaşayanlara ait olacağını, söyleyerek “sadece Sünni Araplar, Türkmenler ve Sünni Kürtler burada kalabileceklerdir” dedi. (03.10.2016)

Asıl amaç bellidir. ABD’nin önderliğindeki koalisyon DAİŞ’e havale edilen İpek Yolu’nun Çin ve Rusya’nın aleyhine kesilmesi yönlü DAİŞ’e devrettiği politikayı devralacak ve bölgede kendi denetiminde ileri bir karakol kuracaktır. Bu ise dini açıdan homojen bir devlet yaratmak amacıyla başta Hıristiyanlar ve Ezidilerin sürülmesi ya da katledilmesi olmak üzere tekfirci çetelerin uyguladığı etnik temizliği desteklemektir.

Gerilim tırmanıyor

Ortadoğu’nun geleceği artık giderek daha derin bir krize işaret ediyor. Açık belirtmek gerekir ki Ortadoğu artık bir saha olarak öne çıkmakta ve emperyalistlerin bu saha üzerindeki savaşına sahne olmaktadır. Bugüne dek asimetrik bir biçimde devam eden savaş, ABD’nin Musul planı kapsamında yeni bir boyuta evirildi. Rusya, S-300 ve S-400 hava savunma füze bataryalarını konuşlandırdığını duyurarak ABD’ye meydan okudu.

Öyle ki bu savunma sisteminin hava harekâtını boşa çıkaracak düzeyde bir güce sahip olduğu İsrail uçağını vurması ile gündeme geldi. Bu olayın ardından İsrail genelkurmayı Suriye ve Lübnan’da hava üstünlüğünü kaybettiğini açıkladı. ABD buna Şam’daki Rus Büyükelçiliğini çetelere bombalatarak yanıt verirken Rusya, uçak gemilerinin Akdeniz’e ulaştığını duyurdu. Karşılıklı savaş hazırlıklarının yapıldığı bu tabloda fiili bir savaş muhtemeldir. Hal böyleyken özellikle Ortadoğu’da emperyalizme karşı birleşik mücadelenin hazırlıkları her daim günceldir.

Halep ve Musul merkezli başlama ihtimali üzerinden bu savaşa Rusya ve İran’ın yanı sıra Çin de sessiz bir politikayla sahaya inmenin çabasındadır. İstihbarat ve ticari planları ile öne çıkan Çin’in esas amacı ise Avrupa’ya uzanacak şekilde İpek Yolu üzerindeki ekonomik gücünü tesis etmektir. AB’nin Rusya’ya uyguladığı ekonomik ambargodan bu yana Rusya’ya S-300 ve S-400 füzeleri karşılığında ekonomik destek sunan Çin aynı zamanda bu gerilimden yararlanarak Sibirya üzerinde Avrasya’yı kuşatacak ticaret hattı kurmaya başladı. O günden bugüne Çin’in Avrasya’daki gücü artmış ve bu durum özellikle NATO’nun Çin’i çevreleme stratejisini boşa çıkarmıştır.  Bugün Ortadoğu’daki dengeler ABD’nin dünya üzerindeki ekonomik ve siyasal hâkimiyetinin sona erdiğine işaret ediyor. Dolayısıyla ABD, bu krizi atlatmanın derdindedir.  Rusya, şimdiden ABD’yi dünyanın hâkimi olarak değil ama çökmekte olan bir imparatorluk olarak değerlendirmektedir.

Emperyalistler arası bu krizin halklara ölüm ve yoksulluk getireceği ise aşikardır. Bu durum karşısında devrimci, demokrat ve ilerici tüm güçlerin birleşik mücadelesi elzemdir. Ortadoğu’da İslami hareketlerin emperyalistlerin elinde bir silaha dönüştüğü ortadayken bu hareketler neticesinde bölgede dizayn edilmek istenen devletler açık bir şekilde demokratik devrim sancısını ötelemek anlamına gelmektedir.

108