“Turpun En Büyüğü Bizim Heybemizde”

 “Turpun En Büyüğü Bizim Heybemizde”

“Kötü giden her ne varsa tüm bu yaşananlar sınıfsal çelişkilerin neticesinde gerçekleşmektedir. Sokak en iyi öğreticilerden biridir; hiçbirimiz bu düzene mahkum değiliz! İsyan etmek meşrudur!”

2 Nisan 2025

AKP-MHP iktidarının dünya siyaset arenasında yeniden biçimlenen konumlanmalara rağmen büyük bir siyasi buhran yaşadığı ortadadır.

Uzun zamandır iktidar eliyle sürdürülen itibarsızlaştırma, marjinalleştirme, gasp ve kayyum operasyonları adeta normalleşmiş ve devrimci demokrat kurumlar başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerine yönelmiş bir vaziyete bürünmüştür. HDK’den TÜSİAD’a; oyuncu ajanslarından yerel yönetimlere yoğun bir gözaltı ve tutuklama furyası yaşanmıştır/yaşanmaktadır.

Görünen o ki, AKP-MHP iktidarı dış siyasetteki gelişmeleri ve basıncı kontrol edemez bir haldedir. Böylece iç siyaseti de hizaya çekme gayretiyle 19 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik büyük bir operasyon tertiplemiştir. Bunu da başta “kent uzlaşısı”nı kriminalize ederek ve birtakım yolsuzluk soruşturmaları açarak yapmaya çalışmaktadır.

Kent uzlaşısına yönelik bu saldırının Kürt Ulusal Hareketi ile bir “süreç” içinde gerçekleşiyor oluşu iktidarın hem içeride hem de dışarıda yaşadığı çıkmazın bir ifadesi olsa gerek. İktidar karışık sinyaller vererek kendi yaşadığı buhranı topluma dayatmaya çalışmaktadır.

İktidar, İBB’ye yönelik bu geniş operasyonu, başta en büyük rakibi olarak gördüğü Ekrem İmamoğlu ve ekibine yönelik tertiplemiş ve bu operasyonu bu yönde tanımlayarak lanse etmiştir. Ancak bu saldırıya karşı kitlelerin sokaklara dökülmesi ve sokak eylemlerinin içeriği E.İmamoğlu’na yönelik saldırının çok ötesinde bir noktaya denk düşmektedir.

Halihazırda kitlelerde kayyum saldırılarına ve siyasi itibarsızlaştırma operasyonlarına karşı bir tepki ve öfke birikmiştir. Bununla birlikte halkın yaşadığı ekonomik darboğaz, kitlelerin siyasi alanlarının daraltılması; ana akım medyanın bütünüyle tek taraflı oluşu, gençlerin geleceksizliği, işçi ve emekçilerin asgari yaşam koşulları, örgütlenme ve siyasi propagandanın önündeki engeller ve daha nice serzeniş ve çelişki kendisini 19 Mart’ın ardından sokaklarda göstermiştir. Bu haliyle siyasi potansiyel ve söylemler İmamoğlu’nun ve dolayısıyla CHP’nin temsil ettiği siyasi çizginin üzerindedir.

Öte yandan iki burjuva klik arasında ortaklaşılan Kürt düşmanlığı ve şovenizm sokakta da kendisini göstermiştir. Zira AKP-MHP iktidarı karşısındaki bu çevreler kendisini “düzen muhalifi” pozisyonunda görerek ya da gösterilerek birtakım faşist söylemleri hem miting kürsülerine hem de sokağa taşıyabilmiştir.

Bu eğilim toplumda biriken sisteme, rejime ya da iktidara yönelik öfkenin veya çelişkilerin ifadesi olmamalıdır.

Zira bu siyaset biçimi resmi ideolojinin bir yansıması ve bütünüyle iktidarın ve sistemin yaşadığı buhranın sancılarıdır. Öyle ki, eylemlerin başlamasıyla gözaltılar ve operasyonlar başlamış, özellikle gençlere ve devrimci demokrat kesimlere dönük tutuklama furyaları gerçekleşmiştir.

Yoğun polis şiddetine, marjinalleştirme girişimlerine, operasyonlara ve tutuklamalara rağmen ne şovenist söylemler eylemlerin geneline hakim olmuş ne de kitlelerde bir korku ve panik havası oluşmuştur. Hatta, iktidarın niyetine rağmen sokak eylemlerinin ve tümüyle yükselen öfkenin karşısında İBB’ye kayyum atanamamıştır. Görünen o ki, geniş kitlelerce korku eşiği aşılmıştır ve bundan sonrası için daha talepkar ve daha cüretkar hamleler söz konusu olabilir.

Burjuva Muhalefet Kitle Mücadelesini Arkalıyor

Her ne kadar klikler arası bir çatışma neticesinde süreç ortaya çıkmış olsa da, gelinen noktada tepkiler yıllardır iktidarın, hatta R.T.Erdoğan şahsında cisimleşmiş hukuksuzluk, şiddet ve ekonomik zorluklar gibi başlıkları kapsıyor.

Böylece R.T.Erdoğan kendi pozisyonunu güçlendirmeye çalışırken karşısındakileri de birleştirerek hem toplumdaki öfkeyi yükseltiyor hem de klikler arası çatlakları derinleştiriyor.

AKP-MHP iktidarı yıllardır yalnızca Türkiye ve T. Kürdistanı’nda değil, Kafkasya’da, Orta Doğu’da ve Kuzey Afrika’da halk düşmanı politikalar yürütmüş, çatışma bölgelerinde aktif roller almış, içeride de militarizmi ve şovenizmi körükleyerek hem toplumu travmatize etmiş hem de halkın ekonomik gücünü başta kendisine yakın tekellere olmak üzere savaş ekonomisine/politikasına aktarmıştır. Dolayısıyla tüm bu işgalci ve yayılmacı politikalarla işkenceyi, hukuksuzluğu, emek düşmanlığını, ırkçı ve cinsiyetçi söylemleri topluma dayatmış ve tüm bunları devletin bekasına ait içerikler olarak sunmuştur.

Devlet işte budur; zam, zulüm, işkence. Beka olarak sunulan ise burjuvazinin çıkmazıdır.

AKP-MHP iktidarının saldırganlığı, kendi hukukunu dahi tanımazlığı ve yaşadığı siyasi çıkmaz öyle bir noktadadır ki burjuvazinin diğer kanadı CHP’ye yönelik açıktan saldırıya geçmiştir.

Ancak ifade etmek gerekir, CHP bu senaryoda ne masum rolündedir ne de kurtarıcı rolünde. AKP-MHP iktidarı ile özdeşleşen politikalar; sınır ötesi operasyonlar, siyasi operasyonlar, kayyum saldırıları vb. birçok hamle CHP’nin açıktan ya da üstü örtük siyasi desteği ile gerçekleşmiştir. Çünkü CHP varoluşu itibariyle devletin kurucu partisi, dolayısıyla burjuvazinin ve resmi ideolojinin partisidir. AKP-MHP ile zıtlaştığı noktalar çeşitli nüanslardan ibarettir.

Toplumun yaşadığı bu boğucu siyasi atmosferde bu nüanslar kitlelerde bir umut ya da anlam ifade eder hale geldiği ölçüde karşılık bulmaktadır. Bu yüzden CHP’ye ya da E.İmamoğlu’na çeşitli anlamlar yüklemek yaşanan bu kitlesel öfkenin yanlış hedefe yönelmesine ve boşa gitmesine neden olacaktır.

CHP hem içinde faşist ve şovenist potansiyel bulundurarak hem de çevresinde benzer yapıları tutarak toplumsal patlamaları ya da ilerlemeleri frenleme kabiliyetini saklı tutar. Tarihsel olarak bu nitelik, günümüzde dünyanın her yerinde burjuva partilerin kendine biçtiği bir görevdir.

Öyle ki, geçtiğimiz günlerde sokak eylemlerine yönelik polis şiddetini, Newroz buluşmalarında göremediği için hayıflanan siyasetçiler sırayla CHP’nin içinden ve çevresinden açıklamalarda bulundu.

Ardından, bu süreçte dengeli bir siyaset izlemeye çalışan CHP bu durumu kotarmaya çalışsa da, bizler bu gerçeği unutmamalıyız.

CHP’nin kitlelere vaat edebileceği var olanın bir parça ötesine gidemeyecektir. Gerek TC.’nin bölgesel niteliği, gerekse küresel kapitalizmin içine girdiği yeni dönem burjuva siyasetinin işe yaramazlığını, halk düşmanı özelliğini bizlere gösterecektir.

Bu süreçte görevimiz, örgütlü bir bilinci sokağa taşıyabilmek olmalıdır. Devrimci ve demokrat dayanışmayı inşa edebilmeli ve burjuva muhalefetin hakim söylemlerininin ötesine geçmenin yollarını aramalıyız.

Özellikle sistemle kaçınılmaz bir biçimde sorunları olan, çelişkilerin içerisine hapsolmuş gençleri ve emekçileri devrimci fikir ve tutumlarla tanıştırabilmeli ve temas kurabilmeliyiz.

Yaşanan tüm bu saldırıların, kayyum, polis şiddeti, hukuksuzluk, asgari yaşam koşulları, uçup giden kiralar ve fiyatlar… Kötü giden her ne varsa tüm bu yaşananlar sınıfsal çelişkilerin neticesinde gerçekleşmektedir. Sokak en iyi öğreticilerden biridir; hiçbirimiz bu düzene mahkum değiliz! İsyan etmek meşrudur!